|
|
|||||||||
|
Düşledikleri Anayasaya, “ahlaka ve devrim ilkelerine aykırı olmamak” gibi bir makyaj yaparak ne gibi bir kargaşaya öncülük ettiklerinin dileriz en kısa zamanda farkında olurlar. Devrim ilkeleri derken Atatürk’ün devrim ve ilkelerini kast ediyorlar ise bu yeni düzenlemeyi niye yapıyorlar? Ülkemizin sayısız yaşamsal sorunları varken, okuma yazma bilmeyen 6 milyon kadın, her yıl okula gönderilmeyen 2 milyon kız çocuğu varken bunlara çözüm üretme dururken kadınların tek sorunu başörtüsüymüş gibi düzenlemeler yapmak eski deyimle, abesle iştigal etmektir. Toplumun birçok kesiminin tüm uyarılarına karşın yapılan bu düzenleme Cumhuriyetimizin temel değerlerine meydan okumaktır. CUMHURİYETE MEYDAN OKUMAK HİÇKİMSENİN YARARINA DEĞİLDİR VE TOPLUMSAL BARIŞI BOZAR. |
|||||||||
|
|
|||||||||
|
"Basın Duyurusu
ÇYDD KÖRFEZ ŞUBE BAŞKANI SON GÜNLERDEKİ GELİŞMELER ÜZERİNE BASIN
AÇIKLAMASI YAPTI.
İkinci bir hususta ÇYDD olarak Türkiye genelinde toplam 55.000 öğrencimize burs vermekteyiz Burs vermek için gerekli kriterlerimiz derneğimizin web sitesinde yer almaktadır.Burs almak isteyen öğrencilerimiz internet üzerinden genel merkezimizin web sitesine girerek başvurularını yaparlar ve genel merkez burs komisyonu tarafından sıkı bir araştırmadan sonrada öğrencilerimize bursları bağlanmaktadır.Burs bağlanan öğrencilerimizin isimlerini deşifre etmek kadar ahlaksız bir davranışı da denek olarak hiçbir zaman uygun görmemekteyiz.Biz ÇYDD olarak ülke genelinde kamu yararına bir derneğiz ve yaptığımız işlerle reklam olmayı hedeflemiyoruz.Bizim nerede hangi projelere imza attığımızı merak edenler varsa internet sitemize girip oradan gerekli bilgileri öğrenebilirler. Biz ÇYDD olarak doğru bildiğimiz yolda hiç taviz vermeden yürümeye devam edeceğiz.Tabi bu süreçte bir takım zihniyetlerden bir takım saldırılar olacaktır.Bu bilinçle çağdaş toplum, çağdaş eğitim adına çalışmalarımızı sürdürerek yolumuzda ilerlemeye devam edeceğiz. ÇYDD Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Atatürk ilke ve
devrimlerini korumak, geliştirmek, çağdaş eğitim yoluyla çağdaş
insan ve çağdaş topluma ulaşmak amacını güden Çağdaş Yaşamı
Destekleme Derneği, ülkenin “çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine
çıkması” ülküsü için bilgi, beceri ve deneyim birikimiyle, gönüllü
çalışan bir sivil toplum örgütüdür.
|
|||||||||
|
FAZIL SAY'IN KAYGILARINI
PAYLAŞIYORUZ. Son günlerin gündemini oluşturan Sanatçı Fazıl Say'ın açıklamaları üzerine, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Genel Merkezinin, Genel Başkan Türkan Saylan imzasıyla yaptığı açıklamayı derneğimizin Körfez Şube Başkanı Serab Baykurt kamuoyu ile paylaşıyor. Başkanın açıklaması şöyle; "ÇYDD olarak, ülkemizin yüz akı Fazıl Say’ın kaygılarını paylaşıyor, Atatürk’ün dediği gibi, alnında ışığı ilk gören sanatçımızın duyarlı tepkilerini, toplumu uyarma yolunda çok yararlı bir öncülük olarak görüyoruz. Bu ülke, geçmişte Sabahattin Ali’lerin, Nazım’ların, Sabahattin Eyüboğlu’ların, Azra Erhat’ların ve daha nice yüz akı sanatçının öldürülmesine, hapislere atılmasına, bilim insanları ve gazetecilerin yok edilmesine sessiz kalmış, çoğunu faili meçhule terk etmiştir. Fazıl Say, Türkiye’de sanatın gelişimini engelleyen, radikal İslami yaşamı ve giyimi Atatürk Türkiye’sine dayatmaya çalışan, ufku dar, kulluktan bireyliğe evrilememiş ama her şeyi ellerinde tutan, kararları kendi sığ görüşlerine göre veren, en başta da sanatta gelişmeyi kısıtlayabilen egemenleri kınamaktadır. Anadolu’nun bağrında, çoban ya da berdel olmaktan başka çözümü bulunmayan nice Fazıl Say’ların, İdil Biret’lerin Leyla Gencer’lerin eğitimsizlikten yok olup gittiğini düşünürsek bu çıkışın yetersiz bile kaldığını anlarız. Ülkemizin kendi çabalarıyla dünyaya armağan ettiği bir deha olan Fazıl Say’ın bu çıkışının ardından tüm toplum ve çağdaş STÖ’ler olarak, ülkemizde sanatın gerçek yerini almasını istiyoruz. Tüm çocuklarımız arasından sanata yeteneklilerin saptanıp, öne çıkması ve gidebileceği en üst düzeye yükselmesi için ulusça çaba göstermeli, vergilerimizin sanata yöneltilmesini sağlamalıyız, sağlayacağız. ÇYDD Genel Merkezi ve Tüm Şubeleri adına Prof. Dr. Türkan Saylan Genel Başkan" |
|||||||||
|
DEMOKRATİK TOPLUMCU ÇAĞRI Ülkede Durum 1. Toplumumuz Cumhuriyet tarihinin belki de en önemli bunalımıyla karşı karşıya bulunmaktadır. Laik demokratik cumhuriyet tehdit altındadır. Bu geçici değil, yapısal bir bunalımdır.
Bunalımla savaşmak durumunda olan devlet kurumlarının çoğu
yozlaşmıştır. Devlet yapısındaki hastalıkları gidermek görevindeki
siyasal partiler ise tabanlarından ve dolayısıyla toplumdan
kopmuşlardır. Partiler demokrasisi liderler demokrasisine, daha
doğrusu genel başkanlar diktatörlüğüne dönüşmüştür. Kitlelerde
giderek yaygınlaşan umutsuzluğun nedeni bu çıkmazdır. 2. Bugünkü yapısal bunalım, “Atatürk’e evet, Kemalizm’e hayır” diyen bir zihniyetin, toplumumuzun son yarım yüzyılına egemen olmasıyla oluşmuştur. Devletin ve eğitimin laik yapısı bozulmuştur. Eğitimin paralı hale gelmesiyle, fırsat eşitliği daha da zedelenmiş; toplumsal uçurumlar daha da büyümüştür. Bağımsız yargı ve özerk üniversite gibi, demokrasinin gelişmesini kolaylaştıracak olan kurumlar yozlaştırılmış ve yıpratılmıştır. Korkusuz yaşama özgürlüğü tehdit altındadır. Toplumumuzun büyük özverileri ile oluşturulan kamu işletmeleri yozlaştırılmış, devlet sırtından yeni zenginler türetmenin aracı olarak kullanılmıştır. Türkiye dünyada gelir dağılımı en bozuk onaltıncı ülke konumuna düşerken; emeğin, gerçek üreticinin ulusal gelirden aldığı pay çok azalmış, sermaye gelirleri sağlıksız boyutlarda artmıştır. Toplumsal dengesizlikleri azaltacak olan planlama ve “sosyal devlet” anlayışı giderek terkedilmiştir. Para “en yüce değer” yapılmış, ahlaki değerler çürümüştür. Bu çarpıklıklara karşı oluşan tepkilerden, şeriatçı akımların yararlanması yolu açılmıştır. Irkçı-şeriatçı bir ideolojik karışım, giderek devletin önemli kurumlarına egemen kılınmaktadır. Devlet yansızlığını yitirmiş, herkesin devleti olma özelliğinden uzaklaşmıştır. Demokrasinin temelini oluşturan emek-sermaye dengesi yok edilmiştir. Çözüme Giden Yol 3. Gerek Türkiye’de gerekse dünyada, çağımızın gerekleri, “demokrasi” ve “hakça toplum” isteklerinin bir arada karşılanmasını zorunlu kılmaktadır. Demokratik toplumcu bu çerçeve, sağlıklı, huzurlu, insan onuruna yakışır bir toplumsal düzenin ön koşulu olmaktadır. Ne demokrasiyi erteleyerek ya da demokrasiden vazgeçerek toplumsal adalete ulaşılabilir; ne de sosyal devlet anlayışı .bir kenara bırakılarak, gerçek, kalıcı ve katılımcı bir demokrasi kurulabilir. Liberalizmin ve sosyalizmin –tarihsel koşullar içinde oluşan- bu sentezi, ikibinli yıllara damgasını vuracak olan ideolojidir. Amaç, üreten ve hakça paylaşan bir toplum ve o toplumun koşullarına uygun bir sosyal hukuk devletidir. 4. Toplumu yeniden esenliğe çıkarmak ve ülkeyi üçüncü bin yıla hazırlamak için, devleti hastalıklarından arındırmak gerekmektedir. Bir zamanlar kitleleri peşinden sürükleyen birçok ideolojinin çekiciliğini yitirdiği, ırkçı ve şeriatçı eğilimlerin karanlıkları çağrıştırdığı bir ortamda, Kemalizm yeniden güncellik ve çekicilik kazanmıştır. Kemalizmin laiklik, cumhuriyetçilik ve ulusçuluk ilkeleri, liberalizmden ve Fransız devriminden esinlenmiştir. Halkçılık, devletçilik ve devrimcilik ise, bir bütün olarak sosyalizm yani toplumculuk çerçevesi oluşturmaktadır. Kemalizm, demokratik toplumculuğun 1920’ler Anadolu’sunun koşullarında oluşan, geri kalmış ülke gereksinmelerini de karşılayan, özgün bir modeldir. Kemalizm'in İlkeleri 5. Ulusçuluk, ırk ya da din değil, bin yılda oluşmuş bir kültür ortaklığı üzerinde yükselir, etnik “alt kimlik”leri, yurttaşlık bağıyla oluşan ulusal “üst kimliğin” doğal parçaları sayar. Bu topraklar üzerinde yaşayan herkesin, ulusun eşit haklara sahip bireyleri olduğu ilkesine dayanır. “Tam bağımsızlığı”, uluslararasında eşitliği ve “Yurtta barış, dünyada barış” anlayışını savunur. Devletçilik, özel girişimi “esas” kabul eder, ama toplumun genel yararının gerektirdiği her noktada devleti görevli sayar. Bu çerçeve içinde devlet ne kutsaldır ne de ideolojik bir ögedir. Sadece dengeli, sağlıklı, huzurlu bir topluma ulaşmada etkili ve vazgeçilemeyecek bir araçtır. Halkçılık emeği yüce değer sayar. Toplumsal ayrıcalıklara ve bir seçkin-halk ikilemine karşıdır. Sosyal adaleti öngörür. Mutlu azınlıkların olduğu yerde, mutsuz çoğunlukların oluşacağına; dolayısıyla da toplumsal kinlerin, haksızlıkların, çatışmaların kaçınılmazlaşacağına ve toplumsal barışın olanaksızlaşacağına inanır. Devrimcilik, değişen koşullara en çağdaş, en ileri çözümler üretmeyi gerektirir. Getirilmiş olan en ileri çözümlerin bile, zaman içinde, değişen koşulların gerisinde kalarak eskiyebileceği bilincinden kaynaklanır. Gençliği, toplumun en bağımsız, ileriye ve değişime en açık kesimi olarak, sürekli devrimciliğin idealist gücü sayar. Cumhuriyetçilik, katılımcı, sivil toplumcu bir demokrasi demektir. Kadın haklarından Köy Enstitülerine, toplumu oluşturan en geniş kesimleri etkin ve etkili kılmak için, geçmişte en ileri adımları atmakla yetinmemiştir. Türk Dil ve Tarih Kurumları’ndan, Anadolu Ajansı’na, üretim ve tüketim kooperatiflerinden Türk Eğitim Derneği’ne, hatta özerk bir TRT’nin temellerine kadar, tüm “sivil toplum” tohumlarının, devlet dışında örgütlenmenin temellerini de atmıştır. Halkevlerini, sivil, katılımcı toplumu yaratmanın bir demokratik eğitim aracı olarak kullanmıştır. Laiklik ise, bir anlamda tüm diğer ilkelerin ön koşuludur. İnançlara saygılı, ama dinin siyasal ya da kişisel çıkarlara alet edilmesine karşıdır. Hem toplumda farklı inançlara sahip kesimlerin barış içinde yan yana yaşamalarının; hem de çağın değişen koşullarının getirdiği sorunlara aklın ve bilimin ışığında çözüm arama yolunun açık tutulmasının güvencesini oluşturur. Kemalizm ne Atatürk’ün bekçiliğidir, ne de 1920 koşullarında yapılmış olanların toplamıdır. Kemalizm “demokratik toplumcu” bir öze sahip, sürekli devrimcilik ilkesine dayalı bir çağdaşlaşma ideolojisidir. Gündemdeki Önemli Sorunlar 6. Bugün Türkiye’nin gündeminde, özel önem taşıyan ve ideolojik düzeyde tartışılan, net çözümler üretilmesi gereken sorunlar bulunmaktadır. Güneydoğu sorunu, özelleştirme, küreselleşme, kadın sorunları ve çevre kirliliği, bu açıdan önceliğe sahip görünmektedir. Etnik sorunların çözümü, ulus-devleti yıkmaktan geçmez. Ulusu oluşturan tüm bireylerin eşit hak ve özgürlüklere kavuşturulmasından, bölgeler ve sınıflar arası aşırı dengesizliklerin giderilmesinden ve yerel demokrasi anlayışının güçlendirilmesinden geçer. Farklılığı kurumsallaştırma yönündeki her adım, sadece ülkenin geneline değil, özellikle de Güneydoğu halkına zarar verecektir. Toplumda etnik farklılıkları kurumsallaştıran model, Balkanlarda yerini bir kan gölüne terk etmiştir. Yaşadığımız tarih, benzerlikleri kurumsallaştıran Atatürk’ün haklılığını kanıtlamıştır. Küreselleşme gerçeğini kabul etmek başkadır, ulusal çıkarları yeni dünya düzenine feda etmek başkadır. Ulusal devlet, yeni dünya düzeni içinde, egemen güçlerin karşısındaki tek engeli oluşturması açısından da önemlidir. Bir nokta gözden uzak tutulmamalıdır. Atatürk dönemi, kapıların dünyaya kapatıldığı değil açıldığı, Türkiye’nin, bölgesi ile ve dünya ile bütünleştiği, eşit uluslar arasındaki bir küreselleşmenin ülkemiz tarafından savunulduğu, çok başarılı ve onurlu bir örnek oluşturmuştur. Özelleştirme, sadece “sosyal devlet”i değil, aynı zamanda “ulusal devlet”i de yok etmenin bir aracı olarak kullanılmak istenmektedir. Özelleştirmeyi meşru kılabilecek tek neden, “toplumun ortak yararı”dır. Bu ortak yararın da üç olasılığı bulunmaktadır: Zarardan kurtulma, daha ileri bir teknolojiye geçme, ekonomik gücü halka yayma... Eğer zarar eden değil de, kar eden bir kuruluş özelleştirilmek isteniyorsa; daha ileri bir üretim düzeyine geçmek söz konusu değilse; ekonomik güç halka değil de, iç ya da dış bazı odakların eline geçecekse; özelleştirmede “toplumun ortak yararı” bulunduğundan elbette ki söz edilemez. Toplumun ortak yararının gerektirdiği yerde özelleştirmeye evet diyen Kemalizm, yine ortak yararın gerektirdiği durumlarda, kamulaştırmaya ya da yeni kamu girişimleri oluşturulmasına da evet der. Çevre sorunlarının çözümünde, temel yaklaşımın ne olması gerektiği bellidir; Tüketim fetişizmi kışkırtılmamalıdır. Dayanıklı en az malzeme ve enerji kullanan tüketim özendirilmelidir. Suyu ve güneş enerjisini evlerde ve işyerlerinde biriktirip yeniden kullanan, çok amaçlı kültür tarımına yönelen, taşıma ve ulaşım mesafelerini en aza indiren çözümler geliştirilmelidir. Kemalizm’in attığı tohumlarda yeşeren kadın hareketi, çağdışı eğilimlere karşı gelişen toplumsal direnişin, en önemli odak noktalarından birisini oluşturmaktadır. Kadın hareketi, toplumdaki çarpıklık ve eşitsizliklere karşı köktenci bir başkaldırı olarak kalmamaktadır; aynı zamanda, toplum ve insan ilişkilerini A dan Z ye yeniden yapılandıracak bir savaşımın yola çıkış ve dayanak noktası olmaktadır. Sonuç 7. Türkiye’nin bugünkü çıkmazında, işçisiz bir sol ve solsuz bir demokrasi arayışlarının rolü yadsınamaz. Bu akıl dışı arayışlar, yolsuzluklar ve çözümsüzlüklerle tıkanan ve çürüyen bir siyasal ortam oluşturmuştur. Yadsınamayacak bir gerçek de, solun Kemalizm’i yadsıyan kesimlerinin tükenmişliğidir. 1920’ler Türkiye’sinde çağdaş anlamda bir işçi sınıfı yoktu. Atatürk devrimini, toplumda varolan güçlerle yürütmek zorundaydı. 1970’ler Türkiye’sinde ise, emekçi sınıfların Kemalizm’e kazandırılmasıyla yeni bir umut doğmuştur. Şimdi çağdaşlıktan yana güçleri bir araya getirecek olan öz de, yine aynı çerçevede aranmalıdır. Demokratik toplumcu düşünceye hem yeni destekler sağlayacak, hem de bu düşüncenin eylemini yenileyerek geliştirecek iki önemli yeni kaynak da, çevreci yeşil ve kadın hareketleridir. 8. Türkiye bugün çok zor bir dönemden geçmektedir. Ama karşı karşıya bulunduğumuz zorluklar, 1920’lerde Anadolu Devrimi’ni gerçekleştirenlerin aşmak zorunda kaldıkları zorlukların karşısında çok küçük kalmaktadır. Çıkış yolunun ilkeleri bellidir. O ilkeleri paylaşanların demokratik birlikteliği, yozlaşmış yapıların yıkılmasına, devletin ve toplumun yeniden sağlığına kavuşmasına yetecektir. (*) Bu yazı Sayın Ahmet Taner
Kışlalı tarafından kaleme alınmış olup, ÇYDD’nin de temel
felsefesini oluşturmaktadır.
|
|||||||||
|
|
|||||||||
|
10 Kasım’lar, laik Türkiye Cumhuriyetinin bireyi olan herkesin “Ülkem İçin Ne Yaptım, Ne Yapıyorum?” diye kendini sorgulayacağı günlerdir. 10 Kasım’lar, laik Türkiye Cumhuriyetinin bireyi olan herkesin “Ülkem İçin Ne Yaptım, Ne Yapıyorum?” diye kendini sorgulayacağı günlerdir. Atatürk’ün kızları ve oğulları ÇYDD’liler olarak, ülkemizin her köşesinde, fırsat eşitliğini, Öğrenim Birliği içinde eğitimi, herkese sağlık hizmetlerinin eşit olarak verilmesini, kaynaklarımızın, vergilerimizin akılcı kullanımını ve dürüst, hesap verebilen, cumhuriyet değerlerine ve hukuka saygılı bir yönetimin gerçekleşmesini istiyor, bunu gerçekleştirecek kuşakların yetiştirilebilmesi için var gücümüzle çalışıyoruz. ÇYDD Genel Merkezi ve 95 Şubesi adına Prof. Dr. Türkan SAYLAN Genel Başkan
|
|||||||||
![]() |
|||||||||